yitik kalbin hüznünde gördüm yitirilmemiş kalanlar vardı ananın çocuğunu sarmaladığı gibi yitirilenleri bırakıp kalanlara sarılmak o sıcaklıkta gördüm ışığı ümidin hep kalacağını
huzurevindeydi beli bükük Leyla teyzenin yüreğinde Bekir amcanın feri sönmüş bakışlarında kirli elleriyle çay yudumlayan Kütahya’nın kömür taş ocaklarında hayata veren sıcaklığı ümidin hep kalacağını
dağ köylerine yağan güz yağmurlarındaydı hüzün yağarken ceviz ağacına bırakırdı ağlardı sessiz terk edilen dağ çileği boşluğa konan kelebeğin kanadında saklı ümidin hep kalacağını
işten çıkarılan delikanlının yüreğindeydi terk edilişi sindirememenin koynunda kaçak sevgililerin gizliden bir yerde buluşmalarında zamanın hayatın gözüne bakışı ümidin hep kalacağını
isli han odasındaydı memleketten sürülmüş sürgün yüreklerde kırışık gömleğindeki solgun renklerin dumanı göğe kavuşturan tütünde tahta gıcırtısıyla çıkarken merdivenlerin bekar odaların ruhuna anladım saplanmıştı ümidin hep kalacağını
at koşturan askerin yularındaydı mataradan çıkan gurbet kokusu içine sinen korkuyu papatyalara salarken bir can düşse de düşmeyen canlar içinde tabutun içine girer saklanırdı
bitti denilen yerde kır çiçekleri gibi açar yine çıkardı anladım bu dünyada ümidin hep hep kalacağını
Sitede yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine aittir.Şiir deryası sadece bu şiirleri size toplu halde ulaştırmaktan memnuniyet duyar. İsteyen şairler şiirlerini ve isimlerini sildirme hakkına her zaman sahiptirler.