|
Toplam ;
Şiir : 35344
Şair : 4542
Üye : 1977
Onay Bekleyen ;
Şiir : 4
Şair : 1
|
İçinden Deniz Geçen Şehirde - III
Öykü
Bir mevsim; yeşil, sonbahar Her gördüğün maviyi gözlerin sanma sakın Maviler solar. Gökyüzü bütün bulut kuşanır. Ansızın koşarak öptüğüm gölgen değil mi Penceremdeki? Yeryüzü bütün mavi Her okuduğun öyküyü yaşamın sanma sakın Öyküler solar. Sevdiğinin ardından seslenir ancak insan Ansızın koşarak öptüğüm gölgen değil mi Penceremdeki? Cennetteymişim gibi. Her gördüğün beni sevgilin sanma Sevgilin solar. Yükselir gökyüzüne ah o rutin yılgınlığım, Pastel bedenimse yeryüzünde, cennette. Ansızın koşarak öptüğüm gölgen değil mi Penceremdeki? Cennet annemdem miras, çocuksuluk öylesine. Kentinin siluetini aç ben geldim. Öykülerden aldığını yaşama veren şarabımsı düşlerimle kol kola. Ama ne düş!!! ......... Özgün öyküler uydurdum bir başıma Şarap içtim bir vakit. Ansızım koştum, öpmekten yoruldum Kuşkusuz ki bir haz duydum öpüşürken Kendimle Genç bedenimle yaşlı insan tavırları Takınarak; olgun. Koşmaktan yorulmadımsa, öpmekten yoruldum. Gençliğinin ardına korkaklar sığınabilir ancak Korkaklıklar öylesine. Köyüne döndü silueti kentin Siluti, öylesine ......... Ansızın koşarak öptüğüm gölgen değil mi Penceremdeki? Aynalara dost duvarlara düşman olarak Böyle öğrenmişim okuduğum öykülerden. Din gibi köktenci, Az çok çıplak Kuşaklarca okunmuş bir kitap kadar yıpranmış Ve istanbul kadar gece olarak dönebilirken Kendime. Geceleri tanırım ben öykülerden Suyun durağanlığını baharın çekingenliğini Öğrendim yeni yeni Anılarımı saklamayı kendimden geceleri. Penceremin önünden geçen arabaları saymayı, Renk renk, model model Kendimden sakladım anılarımı Yıldız görmek umuduyla bir başıma Kendi halimde az çok sarhoştum çünkü Çıplak kalmak umudunu taşıdım Ansızın koşarak öptüğüm gölgen değil mi Penceremdeki? Seni ilk öpünce öldüm sandım Her yanım biraz poyraz, Memleket havası, ılık Hep aynı özlemi derledim asfaltlarda Nüfusu ve rakımıyla... Penceremin önünden geçen arabaları saydım Seni her öpünce öldüm sandım Her yanım davul zurna, Kır kahvesi, ılık Hep aynı türküyü dinledim düğünlerde Seni çok öpünce öldüm sandım; Sanmaktan da yoruldum Dilim damağım kurudu bitmek bilmez Öpmelerden kendimi Dilim damağım kurudu bitmek bilmez öyküler Anlatmaktan kendime Bu yasal, bu erotik ten; mor yeşil ve sarı Artık küfredebilmekti. Kente giden suyu içtim kaynağından Her gün pazar belki de her gün pazartesi. Her gördüğün beni sevgilin sanma sakın Sahipsiz köpekler gibi kentinden ayrıldığımda Bir kızıl mum yak avucuna Yaşanmış günlerin ardından ilkbahar gibi bak Mayıs ki yaza açılan bir pencere Perdelerinse henüz bütün ıslak. Dirençli yollarında doğduğum kentin Bir uyarı, bir sesleniş, bir efekt hali-hazır bir öyküdür kulağıma çalınan Sağ yanda bir liman var denizinden almış ismini Bir nehir ki solumda yıkanan çocuklarıyla Bulanık Senin nehirlerin yağmacı bahara sevdalı Dilsiz, ürkek, kaskatı Benim denizlerim ay tarlası, güz mahkumu, avare Yaşanan kuru benzer günlere karşın Senin nehirlerin benim denizlerime dökülür elbet ......... Tanıt saçlarını serin esen poyraza O vakit dokuz canlı bir dolunay kamaştırır Yapraklarını Susuz akan bir nehire karışır terin O çok bildik yaşam bebek kulaklarında Uğuldanır elbet Bir leylek doğurur seni Bir diğeri emzirir öykü bu ya Ve prens öper gençliğini kurbağa dudaklarıyla Pancar zamanıdır leylekler gider İki elim dolu pancar. Yüreğime korku salan en keskin kılıcın dövüldüğü anda leylekler gider Tanıt saçlarını serin esen poyraza O vakit leylekler gider İki elim dolu pancar ve yüzümde acımasız bir ifade Bu kış kıyamet beni ancak düşlerinden tanıyabilirsin Ağır bir hastalıktan yeni çıkmışçasına Vişnelikler içinde bir ev; üşümüşümdür Evin içinde insansız bir resim Evin içinde bir sıcaklık; mevsimin son sıcaklığı Yüzünde parmak izim bulunur; Düşlerinden tanırsın beni Belki de sonbaharda kalmış aklım gölgelerimde kalmış Üşümekteyim. Vişnelikler içinde serin bir ev düşünmekte Evin içinde bir insansız resim ......... Tornadan çıkma ellerimi kestiğim bıçaklar var yanımda Miller var gözlerime çektiğim Bıraksalar elden düşme yüreğimi bıçaklayıp kaçardım Yanıma mevsimlik giysilerimi alarak, Bir de tren bileti, parmak izim ve yüzünü Ağır bir hastalıktan yeni çıkmışçasına İçim dışım koyu mavi. Ve içimde insansız bir resim ......... Beni bıraktığın bu kente dün gece küstüm Dışarıdan kilitledim kapımı evde yok gibiyim Gözlerim ise eski bir aşk filmini seyretmeler Kaç gecedir bildik ayrılıklar, benzer Tesadüfler, yaşam hataları Beni yabancılaştırdığın kentinde Patlak bir topun peşinde koşmuyor çocuklar Hep bir sis, yoğun bir duman alabildiğine keskin bir pancar kokusu Dışarıdan kilitledim kapımı evde yok gibiyim Bütün duvarları boyasız bu kentin, Telefon kulübeleri, umumi helaları Vapurları bile tenha belki de Yaşadığım kente uzağım artık Köpekler sıska, duvarlar boyasız Yüreğime zimmetli bir kızgınlıkla uyandım ilk kez Terli terli su içtim inadına Ansızın koşarak öptüğüm penceremdeki maviliği... ......... Uysal çocuklarıyız ülkenin Kuraltanır bir yaşamı olağan gözlerle izleriz Bir utancın sıcaklığı, sıkıcılığı yanaklarımızda Benim içim maviyse senin için de mavi Eski bildik bir öykünün tortusu, acemi aşık sevgilim Ağlasan, bir hışım griye boyardım ülkeni Darp edilmedik beyinlerimizden fışkıran bu Düşsatar bu otomatik öz Hangi elektronik cinayeti aydınlatabilir Bu bıçak ise bursa işi bu düşsatar bu otomatik çelik Hangi medyatik cinayeti işleyebilir gazetelerdeki Kızıl sevgilim benim kızıl bir mum yak avucuna Uysal çocuklarıyız ülkenin kavga nedir bilmeyiz Bu yumruklar bu toz pembe düşlerini dağıtabilir ancak Kavga diriltir insanı sıkça nedensizce Poyraz yemiş bu martı istanbullu mu? Yoksa muşlu mu? Dolanır da kudurmuş bir istavritin aşkına yıllar yılı Sevda diriltir martıyı sıkça nedensizce Uysal çocuklarıyız ülkenin sevdamız perakende Benim içim koyu mavi...
Paylaş
|
|